Güneş yanığından zarar gelir mi?

Bir kerelik güneş yanığından zarar gelir mi? Güneş koruma faktörünüz (SPF) sizi hakikaten vaat ettiği kadar koruyor mu?

Bu yıl Vogue Amerikanın güzellik editörlüğünü yaptıktan sonra geçtiğimiz günlerde görevinden ayrılan Sarah Brown için, cilt kanseri oldukça şahsi bir mesele artık.

Cildimden yana hep şanslı oldum, porselen kadar beyaz, genellikle sorunsuz, çillenmeyen bir tene sahibim. Beni Rönesans tablolarına benzetenler de var, ki bu gruba çok teşekkür ederim, hayalete benzetenler de, işte bundan hoşlandığımı söyleyemem. Benimle karşılaşan herkes hemen “Kesinlikle güneşe çıkmamalısın” diyor. Oysa, tenis oynamak, bahçeme çiçek dikmek ya da deniz yatağında süzülürken göğü seyretmek gibi zevklerim için tabii ki güneşe çıkıyorum.

Ancak bu vücudumun tamamen kapalı olması şeklinde gerçekleşiyor. Uzun kollu giysiler giymek, plaj şemsiyesinin altından çıkmamak, şapkayla yüzmek gibi. Öyle yalnızca kabin içi valizle de seyahat edemem ben, onlarca litrelik güneş koruyucu kremlerim sığmaz ki. Gümrük memurları bavullarımı kontrol etseler, Neutrogena ürünleri kaçakçılığı yaptığımı sanacaklar neredeyse.

İşte bu yüzden, geçen yaz, saç dibimde yara kabuğu gibi bir şey fark ettiğimde önce geçmesini bekledim. Rengi ya da şekli bozuk değildi, tehlikeli de görünmüyordu, fondötenle kapatabiliyordum. Sonraki ay boyunca o kabuk genişlemedi ama iyileşmedi de.

Bir cilt uzmanı, “Alerji olmuşsun sanki” dedi, “Öyle basit bir durum değil” dedim. Neticede güneş ışığının etkileriyle ilgili sayısız sempozyuma, cilt kanseri ile ilgili toplantılara, güzellik editörü olarak nice cildiyeciyle röportaja katılmışım, durduk yerde beliren ve iyileşmeyen bir yara kabuğu görürsem, endişelenmem gerektiğini biliyorum. New York’un en önde gelen dermatologlarından birine bu durumu izah ettiğimde oralı olmadığı gibi Botox yapmayı teklif etti bana. Bir ay sonraki randevumuzda, hâlâ pek ciddiye almamakla beraber biyopsiyi kabul etti. Alnıma lidokain dolu şırıngasını saplarken kaygısız bir tonla “Canımızı sıkacak bir şey çıkarsa lazerle alır geçeriz” diyordu. Birkaç gün sonra, resmi bir yemeğe hazırlanmak için kuaförde saçlarımı yaptırırken aradı beni, sesi mahcup geliyordu, haklıydım, o pembe küçük nokta, erken dönem skuamöz hücre karsinomuydu, yani cilt kanserinin en yaygın ikinci tipi. Çok ağır ilerler ve cildin üst katmanlarıyla sınırlı kalırdı, tabii bu en iyi senaryoydu. Telefonda bana, topikal bir kemoterapi kremi kullanabileceğimi, birkaç hafta kötü görüneceğimi ancak iyileşeceğimi söyledi. Bir başka seçenek de Mohs operasyonuydu, yani kesip alacaklar ve iz bırakmayacak birkaç dikişle sağlığıma kavuşacaktım, işe iyi yanından bakmaya çalıştım, Cadılar Bayramı epey yakındı, yüzümde gerçek dikiş izleriyle oldukça korkunç ve havalı bir kılığa bürünebilirdim. Hemen ertesi günü arayıp ameliyat için randevu aldım.

İlk başta kimseye söyleyemedim, öyle ya, bu konuda benden daha çok dikkat gösteren yoktu herhalde. 2006 yılında Cilt Kanseri Vakfından bu konuda gösterdiğim bilinç nedeniyle ödül almış olmam da şaka gibiydi. Acaba hediye ettikleri, Tiffany’s etiketli o kocaman kristal vazoyu geri alırlar mıydı? Öte yandan, benden daha yüksek kanser riski olan da yoktur muhtemelen. Dermatolog doktor Lisa Airan bir keresinde, ciltte pigment üreten, aynı zamanda güneşin zararlı etkilerine karşı koruyan hücreler olan melanositlerden bende neredeyse hiç olmadığını söylemişti. Doğduktan birkaç gün sonra beni muayene eden doktor, anneme, odadaki ampulden bile bronzlaşabileceğimi söylemiş zaten.

35 yaş öncesi solaryum çok tehlikeli Yalnız özellikle belirteyim, sadece açık tenli, açık renk saç ve göz rengine sahip olanların güneşten daha çok korunması gerektiğine dair inanış çok yanlış. Dermatolog Patricia Wexler, “Koyu tenlerin cilt kanserine yakalanmayacağı inanışı sadece bir mit” diyerek, Afrika kökenli Amerikalılardaki cilt kanseri nedenli ölüm oranlarındaki tırmanışa dikkat çekiyor. Son yirmi yılda, Latin kökenli Amerikalılar arasında melanom oranının yüzde yirmi arttığını da ekliyor.

Cilt kanseri, ABD’de en fazla tespit edilen kanser türlerinden; her yıl beş milyon kişi bu hastalık dolayısıyla tedavi görüyor. Bu konudaki bütün bilgimize rağmen her beş Amerikalıdan birinin bu hastalığa yakalanması korkutucu bir tablo değil mi? Yakınlarda yapılan bir araştırma gösterdi ki, en prestijli üniversitelerin yarısına yakınında kampüs içinde solaryumlar bulunuyor. Cilt Kanseri Vakfına göre, 35 yaşından önce solaryumla bronzlaşmak, kanser riskini yüzde 75 gibi dehşet verici bir oranda artırıyor. İyi niyetli korunma çabaları bile sonuçsuz kalabiliyor. Doktor Philip Prioleau, ‘Yüzünü koruyup yalnızca bacaklarını bronzlaştırmak isteyen kadınlar var ama her gün, bacaklarda oluşan onlarca kanser tespit ediyorum” diyor. Bu artışın nedeni belki bedeni açıkta bırakan giysilerin yaygınlaşması. Weill Cornell Tıp Fakültesinden Richard Granstein, ‘Yüzyıl önceki giyim tarzında insanlar neredeyse vücutlarının tamamını kapatıyorlardı, bu yüzden cilt kanseri bu denli sık görünmüyordu” derken, Mount Kisco, New York’tan başka bir dermatolog David Bank, işin diğer bir boyutuna dikkat çekiyor ve yaşam süresinin çok kısa olduğu o dönemlerde, cilt kanseri gelişimine zaman kalmadan zaten başka etkenlerle insanların öldüğünü belirtiyor.

Cilt kanseri sizi bir şekilde yakalıyor. Benimkini ben 1990’lardaki yelkencilik maceralarıma bağlıyorum. Alnımın bir keresinde çok fena yandığını hatırlıyorum. Union Square Laser Dermatology kurucusu doktor Anne Chapas da o yanığın bu işin kaynağı olduğu konusunda benimle hemfikir.

Bir kereden bir şey olur

Cilt kanseri sizi bir şekilde yakalıyor. Benimkini ben 1990’lardaki yelkencilik maceralarıma bağlıyorum. Yarışmacı takımlar olarak kahvaltıdan sonra denize açılıp yalnızca öğle yemeği için ara veriyorduk. Hocalarımız teknelerimizin alabora olmamasına aşırı dikkat ederken, kimsenin güneş koruma kremleri konusunda duyarlılık gösterdiği yoktu o yıllarda. Alnımın bir keresinde çok fena yandığını hatırlıyorum. Union Square Laser Dermatology kurucusu doktor Anne Chapas da o yanığın bu işin kaynağı olduğu konusunda benimle hemfikir. Bir sabah işe gitmeden önce uğradığım Upper East Side ofisinde Airan da yelkenciliğin benim için hiç de uygun olmadığını düşündüğünü belirtiyor ve gülerek ekliyor, “Benim sporum olan buz patenini seçmeliydin.”

Araştırmalar skuamöz cilt karsinomunun gelişmesinin yirmi yılı bulduğunu gösteriyor. Prioleau, “Güneş alan vücut bölgelerinde bu oluşumlar daha sık görülüyorlar” diye belirtiyor. İyi haber şu ki, en basit tip olan skuamözden en hızlı ilerleyen ve en tehlikeli melanoma dek tüm cilt kanseri türleri erken teşhis durumunda tedavi edilebiliyor. Tedavi sonrası kanserin yenilenme riskinin arttığı göz ardı edilmemeli tabii.

Tedavi vakaya göre farklılık gösteriyor. Ben Mohs mikrografik ameliyatı seçtim çünkü hızlı ve yüzde 99’luk bir başarı yüzdesine sahip. Bu ameliyatta, hastalıklı bölge ve çevresi, mikroskopik dokular halinde katman katman kaldırılarak her katman inceleniyor. Siz bu arada isterseniz kitabınızı okuyun. Bu tabaka temizleme işi hastalıklı hücre içermeyen katmana ulaşana dek sürüyor. Cilde en az kalıcı hasar veren yöntem bu, neredeyse hiç iz kalmadan kanserli dokuların alındığı bu işlem, özellikle yüz çevresinde tercih ediliyor.

Neşterden korkanlar için en çok önerilen (aynı zamanda en çok tartışılan) yöntem eBx denilen elektronik brakiterapi. Bu işlemde kısa radyasyon ışınları bölgeye uygulanıyor. Uzun vadeli güvenilirliği hâlâ tartışılsa da şu andaki en bariz dezavantajı, bir ay gibi bir sürede en az 16 seans gerektirmesi. Tabii radyasyonun da bir kaç yıl sonra başka bölgelerde cilt kanserine yol açma riskinin farkında olunmalı.

Kendinizi eve kapatmak derinizi korumanın en iyi yolu olabilir belki, diğer opsiyonu, yani benim gibi yaşamın tadını çıkarmayı seçenleriniz içinse güneş koruyucu kremler, UPF korumalı giysiler ve geniş kenarlıklı şapkalar en güvenilir yöntem. Titanyum dioksit ve çinko oksit içeren, antioksidanlarla güçlendirilmiş formüller yararlı tabii, ancak, her Paris’e gidişinde güneş kremlerini oradan almakta ısrar eden sosyetik arkadaşınız da haklı. Güneş kremlerinde kullanılmasına izin verilen maddelerin sayısı ABD’de 19 ancak Avrupa’da bu rakam 28, hattajaponya’da 42. Bu ekstra içeriklerin içinde daha uzun ve daha iyi koruma sağlayan maddeler var. FDA en son 1990’larda yeni bir maddeye izin vermiş, 2002’den beri Avrupa’da çok kullanılan sekiz bileşen için izin bekleniyor. Geçen Kasım ayında, Başkan Obama, ısrarlı başvurular sonrasında, FDA’nın bekleyen izinleri bir an önce değerlendirmesi için Güneş Koruyucu Ürün Geliştirme Anlaşmasını imzaladı.

Benim gibi birçok insan için henüz cevaplanmayan soru ise şu: Geçmişin hatalarından kaynaklanan zararları telafi etme yolu var mı? Bu konuda umutlu haberler var. Prioleau, kendisi ve hastaları için koruyucu bir tedavi olarak Efudex isimli agresif bir kemoterapi kremi kullanıyor, bu kremle, kansere yol açma ihtimali olan hücreler kızarıp kabuklanarak dökülüyor. 90 lı yıllardan beri yılda bir kez bir haftalık kür şeklinde uyguluyormuş bu yöntemi. Wexler de yılda bir kez Frexel seansı yapılmasını savunuyor ve ekliyor: “Eksfoliasyonun da yararlarına inanıyorum, güneşe maruz kalan hücreleri günlük olarak temizleyip uzaklaştırmakta fayda var.” Ofise illa bronz bir yüzle dönmek isteyenler için ise topikal steroidler ve aspirini öneriyor. “Enflamasyonu indirip hücrelerdeki anormal aktiviteyi azaltacaktır” diyor. Enzim ve antioksidanlar içeren, UV ışınlarıyla zarar gören DNA’yı onaracağını iddia eden kremleri de kullanabilirsiniz. Klinik veriler henüz çok sınırlı olsa da umut vaat eden gelişmeler var. Chapas, “Kimbilir” diyor, “Belki bir gün cilt kanserinin oluşmasını engelleyebiliriz.”

Güneş yanığından zarar gelir mi?

Güneş yanığından zarar gelir mi?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir